ESİN
Firuze, elleri dolu bir şekilde eve girdikten sonra köy pazarından aldığı içi erzak dolu poşetleri hızlıca mutfak tezgâhının üzerine bıraktı. Tüm öğleden sonrasını en iyi meyveleri seçmeye ayırmıştı. Tatil yapması gereken bu pazar gününde hiç üşenmemiş ve köy pazarından organik ürünleri seçebilmek için yarım saat araba sürmüştü, her şeyi evinin karşısındaki marketten alabilecek olmasına rağmen. Firüze haftanın altı günü bir sanat okulunda resim dersi veriyordu ve insanların düşündüğünden zor bir işti bu. Buzdolabına aldıklarını özenle yerleştirirken akşam yapacağı tatlıdan bir tabak da yan komşusuna vermenin iyi olacağına kanaat getirdi. Yeni evli bir çiftti komşuları. İlk izlenimlerine göre de oldukça sıcakkanlı ve iyi insanlardı.
Firuze işini bitirdikten sonra aktarın özel olarak yaptırdığı bitki çayını demledi. Ona inanılmaz bir keyif veren bu içecekle dolu fincanı aldı ve arka bahçeye çıktı. Merdivenlerden indi ve iki sallanan sandalyeden birine oturdu. Çayından bir yudum aldı. Ardından da daha iyi yerleşebilmek için kenardaki sehpaya bıraktı. Arkasındaki yastığa yaslanıp günün yorgunluğunu atmadan önce sandalyenin koluna serdiği pikeyi üzerine aldı. Havalar soğumaya başlamıştı artık. Gerçi yaşına rağmen dayanıklı bir kadındı. Soğu akşamlarda bile hala bu ince pikelerden biriyle tüm akşamı burada geçirebiliyordu. Yine de bir ısıtma sistemi ayarlasa bir arkadaşını davet ettiğinde son baharda da arka bahçede oturma şansı olurdu. İki sandalyenin önünde yanacak ufak bir ateş güzel bir ortam oluşturabilirdi. Bahçeye açılan kapının yanındaki boşluğu da odunluk yapardı. Küçük şık duran bir kutu olmalıydı ama bu odunluk, bahçenin görüntüsünü bozmaması için. Emek vererek güzelleştirdiği bu on metrekare bahçenin görüntüsünün bozulmasına izin veremezdi. İlk başta bahçe için leylak alarak başlamıştı bu işlere. Onu fidancıda gördüğü bahardalı takip etti. Ardından kamelya ve yasemin de bahçedeki yerlerini aldı. Ladin, kumkuat ve camgüzelinden bahsetmeden de geçmek olmazdı.
Çayını tekrar aldı ve iki eliyle tutarak sıcaklığı hissetti. Kafasını kaldırdı ve bulutları izlemeye başladı. Fırsat buldukça yapardı bunu. Bulutlara bakar ve bulutları şekillendirenlerin ne düşünerek bu şekli ortaya koyduğunu düşünürdü. Buna gerçekten inanmıyordu elbette ama göremediği canlıların gökyüzünde dolaşıp bulutlardan heykeller yapması onu eğlendiren bir fikirdi. Hatta kafasında canlandırdığı bu sanatçı varlıkların eserlerini birbirlerinden ayırt etmeye bile başlamıştı. ‘Sab’ adını verdiği bir sanatçı hepsinden daha muhafazakâr bir çizgiye sahipti. Yaptığı bulutlar belli kurallarının dışına çıkmazdı. Bulutlarının nerede net bitişlerinin olacağı nerede dağılacağı konusunda hassastı. Tuh ise bulutları daha serbest bırakıyor ve onlara ufak yönlendirmeler vererek ilginç dokular ortaya koymalarını sağlıyordu. Ril yetenekli olmasına rağmen özgüveni olmayan biriydi. Bu yüzden yaptığı bulutları sürekli değiştiriyordu. İçine sinmeyen detayları sürekli değiştirirdi. Firuze ise en çok Kal’ın çalışmalarını seviyordu. Her zaman onu şaşırtmayı başarıyordu Kal. Her yaptığı birbirinden farklıydı ama Firuze yine de Kal’ın yaptığı bir bulutu anında tanıyabiliyordu.
Bugün de Kal’ın bir çalışmasını büyük bir zevkle izledi. Yarın ders sırasında o da bu tarz bir şey deneyebilirdi belki yaptığı tabloda. Kal’ın yaptığı bulut heykelinden ilham aldığı ilk sefer olmazdı bu. Geçen ayki sergisinin bulutlarla alakalı olduğunu kimse anlamamıştı ama oradaki çoğu esere Kal’ın yaptığı eserler ilham kaynağı olmuştu. Biraz ara verip dinlenmek istiyordu ama belki de ikinci bir sergi açmayı düşünmeliydi Kal’ın yaptığı eserlerden aldığı iham kaçmadan.
Kuruboya


Yorumlar
Yorum Gönder