SEHER VAKTİ ARKADAŞLARIM
İlkbahar gün doğumlarında beni yalnız bırakmayan arkadaşlarımın, seher vakti kuşlarının anısına;
Sınava hazırlanan bir öğrenci olduğumdan, sabahları erken kalkardım. Hele herkes uykudayken güne başlamayı çok severim. Çünkü sessizlikte hem güneşin doğuşunu izler hem de kuşların seher vakti şölenini dinlemiş olurdum. Hava henüz aydınlanmadan uyanırdım, günün en soğuk vaktinde. Odamın penceresini açar, perdeyi sonuna kadar çekerdim. Derin bir sessizlik; tüm şehir, tüm kâinat uykuda. Bu sessizliğin bana verdiği enerji ve huzurla ders çalışmaya başlardım.
Ara sıra camdan gökyüzüne bakmayı ve pencereye yanaşıp temiz havayı içime çekmeyi de ihmal etmezdim. Şanslıydım, masam pencerenin hemen önündeydi. Güneş, doğmaya can atarak, ilk ışıklarını yayardı karanlığın içine. Işık huzmelerinin yansıması, gökteki bembeyaz bulutlar üstünde bir resme dönüşürdü. Pespembe boyardı bazılarını. Güneşin ufukta yükseldiği yere yakın olanlar ise turuncumsu bir renk alırdı. Gün ağarmaya yaklaşınca gece lambamı kapatırdım, çünkü güneş yeterli ışığı sağlamaya başlardı. Bu sırada benim arkadaşlarım -kuşlar- da uyanmış ve şakımaya koyulmuş olurdu.
Sessizliği bozmalarına hiç kızmazdım. Öyle güzel öterlerdi ki, onları dinlerken içim açılırdı. Bu saatlerde beni yalnız bırakmadıkları için onlara “seher vakti arkadaşlarım” adını vermiştim. Pencereme uzanan incir ağacı dalları sayesinde onlara çok yakınlaşabiliyordum. Kuşlar incir ağacının dallarına konar, bir daldan diğerine atlar, hatta bazen kavgaya tutuşurlardı. Kavga ettiklerini ötüşlerindeki ritmin değişmesinden ve hızlı hızlı şakımaya başlamalarından anlıyordum. Daldan dala birbirlerini kovalıyorlardı. Bazen onları korkutmadan, ‘’Kavga etmeyin bakayım, daha çok dal var. Biriniz buna, diğeriniz de şuna konsun’’ diyesim gelirdi.
Saat ilerledikçe acıkmaya başlar ve mutfağa giderdim. Şansıma, bir gün mutfağa girerken köyden gelmiş yanık elma kokusu karşıladı beni. Yeşil elmalarla midemi uyandırdım. Üstünde toprağımın kokusu da vardı, köy özlemi çektiğimi fark ettim bir an. Köy denilince aklıma yazın hazırladığımız kışlıklar, tarhana, sergi zamanı ve turşular gelir hep. Annem çok güzel turşu yapar; sirkesini, tuzunu iyi tutturur. Turşu zamanında, mutfağımız keskin bir sirke kokusu tarafından kuşatılır. Mutfağa girerken dudak bükerim, ‘’Ya anne, daha bitmedi mi?’’ diye sitem ederim. İlk başta keskin sirkenin içinde sert ve küçük olan salatalıklar, zamanla tuzun da etkisiyle yumuşar, tadı da değişir. Ama tabii çıtır kalması önemlidir. İşte benim annem de o çıtırlığı iyi yakalar…
Her neyse, şansımın elmalardan yana olduğu günü anlatıyordum… Elmaları yedikten sonra odama geri döndüm, seher vakti arkadaşlarımı selamlayarak masama oturdum. Paragraf sorusu çözerken, bir cümleye denk geldim: "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna."
Not: Bu yazı, rastgele sözcükler/sözcük grupları seçip
kullanarak bir yazı yazmaya çalıştığımız "challenge"ın bir ürünüdür.
Rastgele seçilen sözcükler: kuş, keskin sirke kokusu, yanık elma kokusu
Dilerseniz, siz de bunları kullanarak
yazdığınız yazıları gencyazarlarodtu@gmail.com’a yollayıp
burada yayımlanmasını sağlayabilirsiniz…

Yorumlar
Yorum Gönder