İNSANLIK HÂLİ

    Alper'i düşünüyordu. İçinde birikti yine. Gökyüzüne baktı. Gökyüzüyle konuşası, haykırası geliyordu, ''Neden? Neden?!'' diye. Hayır, kendisi depresyonda değildi. Bir kuş gibi kanatları vardı ruhunda, ama kendisi seçmiyordu uçmayı. Uçup da yeryüzündeki kanatsızları yalnız başlarına bırakamazdı. Diyemezdi ki onlara, kendi kanadınızı kendiniz büyütün. Kendi kanatlarını kendisi büyütmemişti sonuçta. Anne babasının, yeri geldiğinde ablasının, yeri geldiğinde ise arkadaşlarının desteğiyle büyümüştü kanatları.

“Yavrum, yine canını sıkıyorsun... Biliyorsun, her şey elinde değil. Başkası istemiyorsa, o istek kıvılcımı(nı) başkasında yakan sen olamazsın!'' dedi annesi. O yumuşacık sesiyle, oğlunun üzgünlüğünü örtmeye çalışıyordu. Gökyüzüne bakışı annesinin hep dikkatini çekiyordu. Gökyüzüne diktiği bakışlarını yeryüzüne döndürdü, böylece annesi rahatladığını düşünecekti belki de. Kimisi tırnak yer, kimisi saç yolar; Serhat ise gökyüzüne bakardı. Gökyüzünün genişliği ona hayattaki olasılıkları hatırlatırdı. İntihara meyilli arkadaşının iyileşmesi için bir sürü olasılık hayal ederdi o genişlikte.

Ne yapabilirim? Nasıl yapsam daha iyi olur? Peki ya zamanlama? Hayır, önce annesini halletmesi gerekiyordu. Annesi onun sessizliğine alışkın değildi. ''Elimden gelen bir şey olur mu diye düşünüyorum sadece annecim, sen güzel canını sıkma.” Bir gezi?.. Bir...bir aktivite? Bir gönüllülük projesi! İnsanlar başkalarına yardım ettiklerini hissettiklerinde ferahlayabiliyor. Kendilerini değerli hissediyorlar. Peki ya yardıma ihtiyacı olan, yakınlarındaki biri olursa? Ama Alper'in yakınında yardıma ihtiyacı olan birini nasıl bulacaktı? 

''Serhat, git bari bir sohbet et çocukla. Vicdanının hapishanesinden kurtulursun yavrum.'' Anne yüreği değil mi, odaklandığı şey çoğunlukla kendi çocuğunun psikolojisiydi. Vicdanımın hapishanesi demek... Doğru diyordu annesi. Kanatlarını bu yüzden kullanıp uçup gidemiyordu işte. ''İyi fikir annecim, gideyim!..''

Arasa mıydı? Çat kapı gitmek iyi olabilirdi. Alper'in zaten kendi isteğiyle evden çıkacağı yoktu. Ceketini geçirdi üstüne. Depresif birinin umurunda olmazdı herhalde eşofman giyip çıkmak.

''Hemen mi?'' dedi annesi şaşkınlıkla.

''Hemen.''

...

Arabasını kilitleyerek indi. Siyah ayakkabısına baktı. Yürümek istemiyordu Alper'in kapısına kadar. Ayaklarının kendi fikirleri olsa, geri geri gideceklerdi. Korkuyordu... Daha önce bu durumda birisine yardım etmeye çalışmamıştı ki. Zorladı kendini, ellerini cebine soktu. Kapının önündeydi, görüyordu ama sanki zile bastığında kapı Alper'in evine değil, cehenneme açılacaktı. Gökyüzüne baktı. Hayır, gökyüzünün genişliğine bak, bir sürü olanak var! Yürüdü. Yürüdü... Elleri uzanamıyordu zile. Bas, Serhat. Bas...

 Bastı. Bekledi. Bekledi... Niye kapı açılmıyordu? Kalp atışları hızlandı. Allah Allah…  Kötü bir şeyler yaptı kendisine, diye fısıldamaya başlamıştı şeytan kulağına. Soğuk soğuk ter dökmeye başladı kış ortası. Bembeyaz kar yerleri kaplıyorken, içeride kıpkırmızı kanla kirlenmiş bir yer düşünemiyordu bile. Elleri titremeye başladı. Derin nefes aldı. Kapıyı mı kırsaydı?..  

            Bir anda açıldı kapı. Alper pijamasıyla ve dağınık sarı saçlarıyla karşısında dikiliyordu. 

''Pardon kardeş, lavabodaydım. Geleceğini de haber vermedin ki...''

Serhat aldığı nefesi verdi geri, panik olmuştu durduk yere.  

''Alper, acil yardımına ihtiyacım var!'' Serhat gülümsedi.

-Twinkling Inkling


Not: Bu hiye, rastgele seçtiğimiz "kuş" sözcüğünü kullanarak bir şeyler yazmaya çalıştığımız "challenge"ın bir ürünüdür.

Dilerseniz, siz de bu sözcüğü kullanarak yazdığınız yazıları gencyazarlarodtu@gmail.com’a yollayabilir ve burada yayımlanmasını sağlayabilirsiniz…


Yorumlar

Popüler Yayınlar